OBJEKTİF ( TARAFSIZ – GERÇEKCİ ) DÜŞÜNEBİLMEK ve DAVRANMAK (5)
Şimdi isterseniz dışarıdan sızma-ajanlıkla- ilgili gerçek hikayelerden önemli bir anekdot aktaralım. Vaktıyle Osmanlının son zamanlarında o günün empeyalistleri -İngiliz, Fransız, Rus v.b.- Osmanlıyı yıkmak için müslüman beldelere çok iyi yetiştirilmiş, gideceği bölgenin dil, din, örf-adet ve geleneklerini yerlisinden çok daha bilen ajanlar gönderirler idi. Bunlardan bir İngiliz de İstanbula gönderilir.
Osmanlı kılığında Osmanlıca, arapça, Farsçayı gayet iyi bilip konuşan, islamî ilimler (kelam, fıkıh, tefsir v.b.) mükemmel öğretilmiş çok derin islam alimi. İstanbula yeleşir. O günkü adet üzere toplanan alilerin ilim meclislerine katılarak çoğu alimin çözemediği meseleleri ayet, hadis ve icma ışığında en iyi şekilde açıklamakla hemen her kesimin ve he kesin takdirini (beğeni) kazanır. Kısa zamanda ünlenince sarayın dikkatini çekerek saraya davet edilir. Gerekli işlemlerden sonra şehrin en seçkin bir camisine imam-hatip tayin edilir. O günkü usule göre cami imam-hatibi her gün belirli vakitte halka vaaz vermekle yükümlüdür. Ve hoca efendi verdiği vaazlarda her on beyanından dokuzunu tamamen uygun, onuncu işkembeden bir hurafe uydurur. Tabii önceden her kesimden tam itimat kazandığı için hiç şüphe ve ikaz almaz. Bu şekilde tam kırk yıl görev yapar. Sonunda hiç kimseye bildirmeden izini belirtmeden aniden ortadan kaybolur. Herkes şaşırır ve ümidini keser.
O günün şartlarında dört ay sonra saraya bir mektup gelir, Şeyhülislam adına. Açıp okuduğunda aynen şöyle der: "Ey Şeyhülislam efendi, ben şu müslüman isminde falan camii-kebirde şu tarihlerde imam-hatiplik yapan hocanızım. Ben aslında müslüman falan değildim. Onun için bana uyarak kıldığınız namazlarınızı kaza ediniz." Şaşkına dönen şeyhülislam, durumu padişaha arz eder. Padişah, "benim bıranşım değil ki hocam, kendin cevaplandır."der.
Şeyhülislam, araştırır, karıştırır ve cevaben: "Ey bre kâfirsen madem bu kadar bilgilisin kıyamet günü mahşer de ne yapacaksın? Allaha ne cevap vereceksin? Bizim inancımıza göre namazımız tamdır. Sen kendi halini düşün" deyip, postalar.
Görülüyor ki Hz. Adem ile Havva atalarımızı ve nice keramet sahibi evliyâullahı bile tuzağına düşürebilen iblis şeytan, cemaatinize de nice müfsit, münafık hatta kefereleri sokmuş, misyonunuza gölge düşürmüştür. Öyle ise nice emekle meydana getirdiğiniz cemaat ve varlığınızı iç ve düşmanlara karşı korumak için, papaya, siyona, piyona karşı zorunlu teferruat hareketi, sosyal, siyasal ve psikolojik harp taktiği uyguluyorsanız; ve cemaatinizin hayırlı işler yapıp; hayırla yâd edilmesini istiyorsanız; etkili ve geçerli bir denetim mekanizması ile bünyeye yerleşmiş mikropları, çürük elmaları temizleyiniz. Yoksa dört duvar arasında ahkam kesmek ki (bu kirli işler çeviren çete reislerinin yaptığı iştir.) dua ve beddualarla yürümez ve devam etmez, bu düzen. Hatta bu düa ve beddüalarınızı bir talimat, psikolojik ve stratejik savaş taktiği olarak algılayıp; dile getirenler, telefonla Türkiyedeki elemamlarınızın sizden emir veya tavsiye aldıklarını belirtenler, yurtlarda hükümet aleyhine propaganda yaptıkları ve muhalefetle işbirliği toplantılarını resimle belgeleyenler, A.B.D.deki bir taraftar kuruluşun -İslamın ve insanlığın can düşmanı- siyonist ve terörist İsraile çeşitli isimler altında yüklü yardımlar yaptığını resmi ile gösterenler, daha da trajik ve aldatıcı bir iddia ise bir islam devleti kurmak için mevcut meşru devlete karşı iç-dış düşmanlarla işbirliği yapıldığı iddiası bile var. Gelelim son iddiayı oyuna gelerek gerçekleştirebildiğinizi farzedelim; 50-60 yıllık ilmî ve siyasi gözlemlerime dayanarak temin ederim ki bu göstermelik kazanımınız, en kısa zaman da şahsınız da dahil hepimizin trajedik sonu olur. (Afganistan'daki Taliban iktidarı v.b. iyi düşünün.) Ve bunlar da zaten haçlı-siyon ittifakının siyasi taktikleri olduğunu hatırlatalım. Ayrıca provakatörler, din, devlet ve millet düşmanları derin güçler, emperyalistler (siyon - haçlı ittifakı) ile işbirliği yaparak; kirli operasyonlarla devlete millete verdikleri yüz milyarlık zararlarda tüyü bitmedik yetimlerin haklarının vebali altından kalkamazsınız. Tabii kendi kendinize Allah'a, islama iman ve ihlasımdan hiç şüphem yok diyorsanız!..
Hani,- herhalde Yavuz Sultan Selim Han olacaktı- Mısır seferinden dönüşünde Bağdat civarında ordunun önüne yaşlı bir kadın geçer: "ben sultanınızla görüşeceğim. Beni ona götürün."der. Uzun uğraştan sonra Padişah'ın izni ile huzura varır ve der ki: Ordun be-
nim bahçeme şu kadar zarar verdi, öde. Yoksa seni şikayet ederim. "Padişah, gülümseyerek: "Be ihtiyar, şu zaman da benden kuvvetli, kudretli kim var ki, kime şikayet edeceksin?"der. Kadın," Allah'a şikayet ederim." der demez, Sultan: "Aman dur, dur. Hemen karşılayın kadının zararını" emrini verir.
Şimdi hâlâ diyalog kapılarını kapatmayan, iyi niyetli devlet yetkilileri ile daha etkili hüsnü-zan ve hüsnü niyetle, uzlaşma imkanları arar ve uygularsanız daha iyi eder ve töhmetten kurtulmuş olursunuz. Tabii "bana bir adım yaklaşana, ben iki hatta koşar adımla giderim" sözünü hatırlarsınız. Böylece aynı zaman da pîrimiz dediğiniz üstad Said'i-Nursi Hz.nin ruhunu incitmemiş, kemiklerini sızlatmamış olursunuz. Hem de "Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız...."ayetince Allah'ın rızasına daha fazla yaklaşmış olursunuz. Say-ü- gayret kulundan, tevfık ve hidayet Allah'ü-Azimüşşan dan.....
Burada devlet, hükümet de çok, çok dikkatli davranmak durumundadır. Bilindiği gibi her oluşumun gizli-açık, iyi -kötü amaçları vardır. Ve her oluşuma bilerek-bilmeyerek herkes katılıp hizmet edebilir. Baştaki kişi veya üç beş idareci kirli emellerine mahiyetlerindeki çoğunluğu alet edebilirler. Onun için şahsi ihtirası ve egoistliği ve kendi insiyatifi ile kasten kasten suça bulaşıp;
zarar verenleri dikkatle seçerek işlem yapmalıdır. Umumu mağdur etmemeli ve amme vicdanını yaralamamalıdır.
Hocaefendi, hem niyet ve gayeniz, say'iniz,dünyalık, dünya saltanatı için değil de Rıza-i-İlâhî için ise bunca dertlenmek niye? Hizmet başka yön ve sahalarda da yapılabilir. Evet, ilim, irfan ve İslam'a hizmet çok daha muteberdir. Ama maksat Allah rızası ise yapılabilecek çok şey vardır. Değil mi?... Takdir sizin Hocaefendi...
Ne demişler: "Doğruyu dokuz köyden kovarlar." Ama onuncusu Hak ve hakikat durağı ise, gerisi teferruat...
Kulundan sabır ve gayret, Allah'tan inayet ve muvaffakiyet dileği ile...

